|
Gıda üretiminde
İslamî usullere uygun davranıldığını gösteren 'helal gıda
sertifikası', yurtdışına açılmak isteyen firmalar için büyük
önem taşıyor. Ancak ideolojik tartışmaları aşamayan Türkiye,
yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşan bu alana
yıllardır giremiyor.
İsrail'in 'koşer'
adıyla uyguladığı sertifikayla İslam dünyası 2004 yılında
tanıştı. İlk kez standartları Malezya belirledi, bunu Müslüman
nüfusa sahip Avrupa ülkeleri izledi. Almanya, Fransa, Belçika
hatta Vietnam bile 'helal' sertifikası veriyor. Türkiye'de ise
halen bu belgeyi düzenleyecek kuruluş yok. Türk Standartları
Enstitüsü'nün çalışmaları bir türlü sonuçlanmıyor. Yabancı gıda
şirketleri 3 yıl önce pazardaki yerlerini alırken, yerli
firmalar sertifika için Avrupa'da kapı kapı dolaşıyor.
Türkiye'deki kısır tartışmaların artık son bulmasını isteyen
İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı, "Eğer kısa
sürede sonuca ulaşılamazsa, sertifika verme sorumluluğunu biz
üstleneceğiz." diyor.
Helal sertifikası,
sadece gıda ürünlerini kapsamıyor. Aynı zamanda gıdaların
servisinin yapıldığı yerlerin dinen sahip olması gereken
özellikleri ve paketleme, taşıma, markalama, etiketleme,
lojistik, seyahat, otelcilik gibi hizmetler ile eczacılık,
kozmetik, tıbbî cihazlar ve diğer sağlık ürünlerine ilişkin
özellikleri de içine alıyor. İsrail'in yıllardır 'koşer' adı
altında uyguladığı 'helal gıda' sertifikası verilmesine İslam
dünyasında 2004 yılında başlandı. Bu konuda ilk standartları
belirleyen Malezya'yı daha sonra Müslüman nüfusa sahip Avrupalı
ülkeler izledi. Almanya, Fransa, Belçika, hatta Vietnam bile
'helal' sertifikası veriyor. Türkiye'de ise halen bu belgeyi
düzenleyecek herhangi bir kuruluş yok. Yabancı gıda şirketleri 3
yıl önce pazardaki yerlerini alırken, konu Türkiye'de
'ideolojik' tartışma batağına saplandığı için yerli firmalar
başının çaresine bakmak durumunda kalıyor.
Standart belirlemek
için 2 yıl önce kollarını sıvayan TSE'den hâlâ bir ses çıkmadı.
Bu durum zaman zaman, satıldığı ülkelerde Türk gıda ürünlerinin
'helal' olmadığı gibi büyük yanlış anlamalara yol açabiliyor. Bu
arada Türk firmaları söz konusu pazarda rekabet avantajını da
büyük ölçüde kaybediyor. Bu yüzden bazı şirketler, sertifikayı
başka ülkelerdeki akreditasyon kuruluşlarından temin ediyor.
İhracatçıların rahatsızlıklarını yüksek sesle ifade etmeleri
üzerine harekete geçen Dış Ticaret Müsteşarlığı, konuyla ilgili
daha önce yaptığı çalışmayı tekrar gündemine aldı. Müsteşarlık,
tartışmaya son noktayı koymak için standardın TSE yerine, İslam
Konferansı Örgütü (İKÖ) tarafından verilmesinin daha uygun
olacağını savunuyor. Bu sayede standart uluslararası bir
geçerliliğe sahip olurken, çok başlılığın da ortadan kalkacağı
hesaplanıyor.
İhracatçılar:
Standardı, Diyanet belirlesin
Ancak ihracatçılar
aynı görüşte değil. TİM Başkanı Oğuz Satıcı; standardın
hazırlanmasında inisiyatifi Diyanet'in ele almasını istiyor.
Helal ürün konusunda uzun süredir anlamsız tartışmaların
yaşandığını, bu tartışmaların artık son bulması gerektiğini
vurgulayan Satıcı, "Şu anda bu tartışmaları izliyoruz. Eğer en
kısa sürede bir sonuca ulaşılamazsa, konuyla ilgili girişimi
kendimiz yapacağız." ifadelerini kullanıyor. Helal
sertifikasının piyasadaki rekabetçilik açısından önemli olduğunu
kaydeden Satıcı, ihracatın önündeki bu engelin bir an önce
kaldırılması gerektiğini dile getiriyor.
Koşer sertifikasıyla Musevilere yönelik gıda üretimi yapan
Selçuk Gıda'nın patronu Eli Alharal da standardın Diyanet
İşleri'nin önderliğinde yapılmasının doğru olacağını savunuyor.
'Helal' ürünlerin sağlıklı bir sertifikasyona tabi tutulması
için uygulamanın zorunlu hale gelmesini isteyen Alharal, "Bu
işin kriterlerini de Diyanet İşleri oluşturmalı. Sertifikayı
verecek kişi ve kurumları da kendisi belirlemeli. Bu alandaki
karışıklık ancak Diyanet'in el atmasıyla ortadan kalkar." diye
konuşuyor. Selçuk Gıda, 1985'ten bu yana Koşer damgalı üretim
yapıyor. Koşer'i, Amerika ve İsrail'in zorunlu tuttuğunu,
Avrupa'daki süpermarketlerde de aranan bir standart haline
gelmeye başladığını kaydeden Alharal, "Koşerimiz var diye artı
bir para kazanmıyoruz. Bazı pazarlara rahat girebiliyoruz; ama
bu ilave fiyat avantajı sağlamıyor." diyor. Alharal, Türkiye'de
yüzlerce firmanın koşer sertifikasıyla üretim yaptığını
belirterek, bu konuda bir standart sağlanması için Türkiye'nin
İslam dünyasına öncülük etmesi gerektiğini kaydediyor.
Gıda dernekleri:
Helal gıda belgesini müftülükler versin
Gıda Dernekleri
Federasyonu Genel Sekreteri Alptekin Turan, koşeri örnek
göstererek, "Nasıl onlar, belge vermekle hahambaşılarını yetkili
kılmışlarsa, bizde de müftüler görevlendirilebilir." teklifinde
bulundu. Aralarında helal sertifikasının zorunlu olduğu Suudi
Arabistan'ın da yer aldığı birçok ülkeye ihracatı yapan Pınar,
belge ihtiyacını müftülükten karşılıyor. Pınar Et ve Süt
Mamulleri İhracat Müdürü Hakkı Tarakçıoğlu, ihracat yaptıkları
ülkelerdeki tedarikçilerinin ürünlerinin helal olup olmadığını
sıklıkla sorduğunu söylüyor. Özellikle Müslüman ülkelerdeki
temsilciliklerini Türkiye'ye davet edip fabrika ve kesim yapılan
yerleri gösterdiklerini belirten Tarakçıoğlu, ihracat
işlemlerinde müftülükten aldıkları 'Helaldir' belgesinin
ihtiyaçlarına cevap verdiğini ifade ediyor. Tarakçıoğlu,
"Belgeyi düz bir yazı şeklinde Diyanet'ten alıyoruz. Şu anda bu
konuda yaşadığımız herhangi bir sıkıntı yok. İsteyen firmalara
düzyazı formatında alıp veriyoruz. Ama bunun daha formal hale
gelmesi hem de bu belgenin standardize edilmiş olması sektörü
rahatlatır." diye konuşuyor. Başta Batı Avrupa olmak üzere
Müslüman nüfusun yaşadığı Avrupa ülkelerine yönelik peynir ve
süt ürünleri imalatı yapan Gazi Süt Ürünleri ise 'helal'
belgesini Almanya'nın yetkili ve tek uzman kuruluşu olan Halal
Control EK'dan temin etmiş.
Temsilcilik için
Avustralya'nın bile kapısını çaldılar
Gıda ihracatçısı
firmalardan gelen talep üzerine 'helal ürün sertifikası' veren
kuruluş arayışına giren Etika Danışmanlık şirketi, ilginç
isteklerle karşılaşmış. Türkiye'de böyle bir kuruluş olmadığı
için rotasını mecburen yurtdışına çeviren şirket, 1,5 aylık bir
araştırmadan sonra Avustralya'daki bir kuruluşla temasa geçmiş.
Şirketin Genel Müdürü Kılınç Orhan Erdemir, başlarından
geçenleri şöyle anlatıyor: "Helal sertifikası verme yetkisi için
Avustralya'daki Halal Certification Authority International
kuruluşuna müracaat ettik. Önkoşul olarak beş vakit namaz kılıp
kılmadığımızı sordular. Yetkiyi verecekleri şirketin ve
çalışanlarının beş vakit namaz kılmalarını şart koşuyorlar.
İslam'ın şartlarını yerine getirmeyenlere bu yetkiyi
vermiyorlar. Helal sertifikasyonu denetimi için İslam'ın
şartlarını yerine getirmek, onlar için vazgeçilmez bir unsur.
Avustralyalı kurum, genç sayılabilecek yaşlarda olduğumuzdan
bizim sadece hacca gidememiş olmamızı mazur gördü."
ÖNDER: Biz
talibiz
Sertifikayı verecek
kuruluşlarla ilgili tartışmaya imam-hatip lisesi mezunları da
katıldı. Her ne kadar ihracatçılar, helal sertifikasını
Diyanet'in vermesini istese de, İmam Hatip Lisesi Mezunları
Mensupları Derneği (ÖNDER) bu göreve talip oldu. Dernek, helal
sertifikası veren kurum olarak tescil edilmek istiyor. Derneğin
Genel Başkanı Yusuf Ziyaeddin Sula, konuya en vâkıf kurumlardan
biri olduklarını vurguluyor. Helal gıda konusunda yetkinin
ehliyeti olan sivil toplum kuruluşlarına bırakılmasını savunan
Sula, "Düzenlemenin yapılması ve uygulamanın takibi için Sağlık
Bakanlığı, Diyanet ve sivil toplum kuruluşlarının da yer alacağı
bir komisyon oluşturulabilir. Bu konuda sadece devlet mantığıyla
hareket edilmemeli." değerlendirmesinde bulunuyor.
|