Kurumsallaşma, aile
şirketleri ve KOBİ’lerin ulaşması gereken ve
bunun her platformda dile getirildiği bir
kavram. Bu kavramı en basit anlamıyla
işletmenin hayati unsurlarının
sistemleştirilerek şirketinin bütününe
yayılması ve bireylere bağlı olmaksızın
şirketin hayatını ve işlerliğini
sürdürebilmesi olarak tanımlayabiliriz.
Yıllardır piyasada
olan işletmelerin bile şirketin bütününe
yayılmış bir yönetim altyapısı yokken; yeni
kurulmuş, 3-4 yıllık işletmelerden bir
yönetim mükemmelliyetçiliği beklemek ve
onları, nasıl yapacaklarını bile söylemeden,
“kurumsallaşın !” diyerek kırbaçlamak ne
kadar doğru bir yaklaşım tartışılır. Bu
sebeple aile şirketlerine ve KOBİ’lere yol
göstermeden onlara kurumsallaşmayı önermek
açıkçası zamanla kavramın içinin boşalmasına
yol açıyor. “Nasıl kurumsal bir yapıya sahip
olunur”un cevabı elbette kolay değil çünkü
atılacak adımlar çok fazla ve spesifik
olacağı gibi bunun cevabı her işletmeye göre
değişebilir. Bunu pilot ve örnek projelerle
somut bir hale getirmek, bir işletmenin ele
alınıp, nereden nereye yol aldığını somut
kanıtlarla ortaya koymak, kavramın kafalarda
oturmasını sağlayacaktır. Tabi hangi işletme
sırlarının böyle ifşa edilmesini göze alır o
da ayrı bir tartışma konusu.
Evet amaç
kurumsallaşmak ve herkes şirketin bekaası
için bunun gerekli olduğunun farkında. Her
platformda da bu dile getiriliyor fakat
bunun nasıl gerçekleştirileceğine, uygulama
aşamasında yapılabilecek hataların nelere
malolacağına, bu tarz projelerde dikkate
alınması gerekli başlıca prensiplere fazlaca
değinilmiyor. Hal böyleyken KOBİ’ler için
kurumsallaşmak, dilden dile dolaşan moda bir
kavram olmaktan öteye gidemiyor. Bugün
birçok şirket sahibi kurumsallaşmaya
inanıyor, bu seviyeye ulaşmayı gerçekten
istiyor fakat uygulama aşamasında ya yanında
bir yardımcı bulamıyor yada yardımcı
olabilecekler yetersiz kalıyor.
KOBİ’lerin büyük bir
çoğunluğuna baktığımızda çalışan sayısının
50’nin üzerinde olmadığını görüyoruz. Durum
böyle olunca şirket ortaklarının,
zamanlarının büyük bir kısmını, şirketin
yönetiminin yanısıra işin bizzat yapılışında
harcadıkları bir gerçek. Oysa kurumsal bir
işletmede patronun görevi sadece yönetim ve
idaredir. En ufak konularda bile patronun
kapısının çalınması ve patronun olmadığı
durumlarda ufak tefek bir sürü gecikme ve
sorunla karşılaşılması hatta bunların zaman
içerisinde bir çığ gibi büyüyerek ciddi
dertlere yol açması eminim birçok işletme
sahibinin devamlı olarak yaşadığı ömür
törpülerinden biri. Uygulama aşamasında
dikkat edilmesi gereken ilk konu, üst
yönetimin veya patronların, gerekli
yeterliliğe sahip çalışanlara yetki ve
sorumluluk devri yapmasının, şirketin elden
gideceği yönünde anlaşılmamasıdır. En önemli
direnç noktalarından biri olarak yetki ve
sorumluluk devri çoğu kez patronların gözünü
korkutmaktadır. Oysa planlı olarak yapılırsa
bu işlemler şirket sahiplerinin üzerinden
büyük bir yükü, angarya işleri kaldırmış
oluyor.
Her işletmenin
bulunduğu düzey aynı değildir. Bu sebeple
kurumsallaşma çalışmalarına başlamadan evvel
firmanın çok yönlü bir analizinin yapılması,
nelere ihtiyaç duyulduğunun belirlenmesi ve
bunların öncelik sıralarının planlanması
gereklidir. Başka bir işletmeye uygulanan
çalışma planı sizin firmanıza uymayabilir.
Her firmanın, sektörüyle, çalışma alanıyla
ve imkanlarıyla ilgili olarak kendine has
spesifik sorunları ve ihtiyaçları vardı.
Bunlar gözönüne alınmadan rastgele yapılacak
çalışmalar işletmeye çok yönlü zararlar
verebilmektedir.
Bugün birçok işletme,
kurumsallaşma amacıyla çalışanlarına ve
yöneticilerine çeşitli kuruluşlardan veya
danışmanlardan eğitimler satın alıyor. Şu
acı gerçeği ortaya koymalıyız ki uygulamaya
ağırlık verilmezse bu eğitimler işletmelere
sanıldığı kadar büyük getiriler
sağlamamaktadır. Kurumsallaşma
çalışmalarının sadece eğitimden ibaret
olduğunu düşünmek ve işin esas müşkülatlı
kısmı olan uygulama aşamasından kaçarak
eğitimci akademisyenlere veya eğitimci
danışmanlara para yağdırmak ile
kurumsallaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek
gerekiyor. İşletmelerin, uzun vadeli
çalışmaları göze alabilecek, işin sadece
teorik kısmıyla ahkam kesmek yerine
kurumsallaşmayı pratiğe dökebilecek
yetkinlik sahibi akademisyen veya
danışmanlarla çalışması en etkili yol olarak
gözükmektedir. Uygulama çalışmaları
olmaksızın sadece teorik eğitim
faaliyetlerinin yürütüldüğü bir süreçte ne
yazık ki harcanan her 1 lira işletme için
yatırım kalemi değil sadece gider kalemi
olacaktır. Bu sebeple işletme sahiplerinin
kurumsallaşmaya ilk adımı atarken
izleyecekleri yolu ve yardımcılarını bu
bakış açısıyla seçmeleri en doğru yoldur.
Alınabilecek yanlış
kararlar, katlanılan maliyetlerin
karşılığının alınamamasına yol açıyor.
Bundan daha da kötüsü, kaybedilen zaman,
firma yönetiminin ve çalışanlarının
motivasyonlarında düşüş, kandırılmışlık
hissi, inancın yitirilmesi, yanlış bir
yönetim altyapısı oluşturularak üst
yönetimin verimliliğini artırmaktan ziyade
onların birbirine düşmesini sağlayabilecek
durumlar, işletme içinde uzlaşmacı havadan
ziyade sürtüşmeci bir ortam oluşabilir.
Bunun bedeli maddiyata çevrildiğinde ise çok
büyük kayıplar olabilmektedir.
Kılınç Orhan Erdemir
Kurumsal Yönetim Uzmanı
ETİKA
Danışmanlık ve Eğitim Ltd. Şti.
erdemir@etikadanismanlik.com