Ülkemizde köklü
denilebilecek en uzun ömürlü aile şirketleri
4. kuşağın idaresinde. Yani kurucusunun
üzerinden ancak birkaç nesil geçmiş. Hacı
Bekir Şekercilik, Kurukahveci Mehmet Efendi,
Vefa Bozacısı Türkiye’nin en yaşlı 3 aile
şirketini oluşturuyor. Bu işletmelerin
sahiplerinin hakkını yememek lazım. Çok
çalışmış ve zorlu dönemeçleri atlatmışlar.
Onlar kadar olmasa bile 3. kuşağa geçebilmiş
Türk işletmelerine kolay kolay
rastlayamıyoruz.
Burada olaya geniş bir
açıdan bakmanın büyük önemi var. Türk
işletmeleri neden uzun yaşamıyor derken
sadece yönetimsel beceriksizliği vurgulamak
çok doğru değil. Bir kere Osmanlı döneminde
ticaretin ağırlıklı olarak azınlıklarda
toplanması ve Türklerin büyük bir kısmının
tarım ve el sanatları ile uğraşması Türk
işletmelerinin sayısını etkileyen bir
unsurdur. Bunun yanısıra büyük savaşlarda
oluşan kayıplarımız arasında aile şirketi
olanlar da muhakkak vardı. Belki babasının
işlettiği dükkanı devralacak bir evlat belki
de dükkanını kapatıp savaşa giden bir esnaf
bu toprakları savunmak için şehit oldu. Bu
sebepleri kesin bir belgeye dayandıramayız.
Fakat bu ihtimalleri gözardı etmemiz de
yanlış olur.
Bugüne varabilmiş aile
şirketlerinin sayısı üzerinde uzun uzun
durmak yerine artık bundan sonra Türk
işletmelerini nasıl uzun ömürlü kılar ve
büyüme potansiyellerini harekete geçiririz
diye düşünmeliyiz. Zira en uzun ömürlü
dediğimiz şirketlerin bile ne kadar
büyüyebildikleri ortadadır. Varılması
gereken nokta sadece şirketin ömrünü uzatmak
değil onların gelişimini de sağlamak
olmalıdır. Cumhuriyetten sonra kurulmuş aile
şirketleri olarak bugünkü Koç, Sabancı,
Eczacıbaşı gibi gruplara baktığımızda daha
3. kuşağa tam olarak geçilmemiş olduğunu
görüyoruz. 500 Yıllık bir işletme olsanız
bile önemli olan sadece uzun ömürlü bir
şirket yaratabilmek değildir.
Şirketin devamlılığı
için gerekli çalışmalar yapılırken,
patronların da işletmenin ufkunu
görebilmelerine için uygun yapı
oluşturmalıdır. Patronlar artık sahada
çarpışmaktansa komutan olarak geleceği
tahmin etmeli, stratejileri ile işletmenin
gelişmesine yön vermelidir.
500 Yıllık bir işletme
olarak hala küçücük bir dükkanda hizmet
veriyorsanız burada bir sorun var. Böyle bir
şirket ancak sembol olabilir. Ülkeye katkısı
ise ne yazık ki yok denecek kadar azdır.
İşte bu sebepten ötürü işletmelerimiz
ömürlerini uzatmaya çalışırken bir yandan da
verimliliklerini, etkinliklerini artırmalı,
değişimle gelen fırsatları değerlendirmeli,
etkin bir yönetim sergileyerek kabından
taşmalıdır. İşletme sahipleri
kurumsallaşmayı sadece şirketleri çok
yaşasın diye düşünmemelidir. Amaç yerinde
sayan uzun ömürlü bir şirket değil,
değişimlere ayak uydurabilen, gelişime ve
büyümeye açık, fırsatları iyi gözlemleyen
uzun ömürlü şirketler olmalıdır.
Ülkemizde kısa vadede
önemli başarılara imza atmış ve gerçekten
çok hızlı bir büyüme trendine girmiş
işletmeler de mevcut. Bu işletmelerin
sahipleri unutmamalıdır ki, işler her zaman
istenildiği gibi gitmeyebilir. Mevcutla
yetinen işletmeler bir süre sonra gerilemeye
mahkumdur. Finansal açıdan erişilen
büyüklük, işletmenin çok yaşayacağı yada
kurumsal olduğu anlamına da gelmemektedir.
Bu parasal güç şirketin 7 neslini yaşatır
diye düşünmeden önce şirketin yönetim
altyapısının sağlam temeller üzerine
oturtulması zaruridir. Zamanında çok popüler
olan ve çok büyük maddi güce sahip
şirketlerin piyasadan silinişini ve
yokoluşlarını ibret almak gerekmektedir.
Çoğunun yokoluşlarının temelinde, kurumsal
bir yapıya sahip olunmaması, strateji ve
vizyon yoksunluğu yatmaktadır. Bugün ne
yapsanız satabilir fakat yarın koşullar
değiştiğinde bu değişime adapte olmak için
çok geç kalmış olabilirsiniz.
Kurumsallaşma
çalışmalarına ciddi olarak başlama isteğinde
olan ve desteğe ihtiyacı olan işletmeler ise
genellikle 30 üzerinde çalışana sahip
işletmeler olmaktadır. İş hacminin artması
ile iş süreçlerinin çoğalması, istihdamın
artması ile çalışanların idaresinin
güçleşmesi, yaygın akrabalık ilişkileri ile
aile içinden şirket yönetimine müdahalelerin
artması işletmelere kurumsallaşma
zorunluluğunu hissettirmektedir. Şirket ve
aile kültürünü oluşturarak birbiriyle
etkileşimlerini sağlamak kurumsallaşmada
amaçlanan en önemli konulardan biridir.
İşletme ve aile kurumsallaştırıldıktan sonra
şirket sahiplerinin geleceği planlayabilmek
için daha fazla zaman bulabilecekleri
muhakkaktır. En azından bu ölçekteki
şirketlerin artık kurumsallaşma yoluna
çıkarak, onları iç piyasanın esaretinden
kurtaracak, dünyayı koca bir pasta olarak
görebilecekleri stratejiler üzerine kafa
yormaları, vizyonlarını geliştirmeleri
gerekmektedir.
Kılınç Orhan Erdemir
Kurumsal Yönetim Uzmanı
ETİKA
Danışmanlık ve Eğitim Ltd. Şti.
erdemir@etikadanismanlik.com