Kişi kendisine,
ailesine, çevresine, ülkesine ve şirketine
borçludur, Japonya’da. Japonya’da erkekler
şikayet etmez, acılarını, sorunlarını dışa
vurmaz ismi lekelenmesin diye görevlerini,
sorumluluklarını yerine getirir. Japonya’da
para değerlidir ve saygı görür, bunun nedeni
paranın üzerindeki barış ve uyumu simgeleyen
prens resmidir. Borçlanmışsa kişi borcu
namusudur. Ödeyememek onursuzluktur. Kişi
borçlarını ödeyemiyorsa intihar
kaçınılmazdır.
Japonya’da okuma yazma oranı yüzde yüzdür.
Günlük basılan gazete sayısı 60 milyonu
bulmaktadır. Nüfusu 125 milyon civarında
bulunan bir ülke için bu rakam oldukça
mükemmeldir. Zira ülkemizde günlük en fazla
5 milyon gazete okunmaktadır. Üniversite
mezunu oranı %94 dür. Yaz tatili sadece 1
aydır.
Japonya’da şirketlerde
çalışanların görevi ne olursa olsun her
görev yapılmalıdır. Şirkete bağlılık
esastır. Görevin büyüğü küçüğü olmaz.
İşçiler çoğu zaman normal çalışma saatleri
bittikten sonra eve gidiyormuş gibi kart
basar ve tekrar işinin başına dönüp işlerini
bitirmeye çalışırlar. Bu fazla mesai
ücretini istemeleri kötü bir sicile
dönüşebileceği için hak talep etmezler.
Yılda ortalama üç hafta izinleri olmasına
rağmen kullanılan izin süresi 8 gün
civarındadır. Fazla izin kullanma çalışma
arkadaşlarına fazla iş yükü yükleyeceğinden
dolayı bundan kaçınılır.
Japonlara göre çalışma
süresi işin bitirilmesi için gerekli olan
zamandır. Ülkemizde bu durum çok farklıdır,
ülkemizde çalışma süresi bir işi yerine
getirmek üzere bir yerde belirli bir süre
bulunmaları gereken zamandır.
Japonya’da işverenle
uyuşmazlığa düşülürse sendikalar, işi
durdurma yoluna gitmezler, tehdit olarak
gelişimi durduracaklarını söylerler.
Japonya kalite
bilincine sahip ülkeler sıralamasında
birinci sıradadır. Kaliteyi anlayarak
yaşatmayı becerebilmiş bir ülkedir.
Japonya’da kalite
denetlenmez üretilir ve kalite her yerdedir.
Kalite bir bütündür ve bir yaşam biçimidir.
Japonya’nın kalite
bakışını anlatırken çok bilinen bir olayı da
anlatmak iyi olacaktır görüşündeyim.
Amerikanın en büyük şirketlerinden biri yeni
bir yatırım yapma kararı alır. Fabrika için
gerekli olan 1200 adet makineyi Japonya’dan
almaya karar verir. Amerikalılar kendi
ülkelerindeki bilgi birikimleriyle
hazırlamış oldukları sözleşmeye bir madde
eklemişler. Bu maddede 1200 makineden en
fazla 3 adet bozuk çıkabileceğini aksi
takdirde ödeme yapmayacaklarını kayıt altına
almışlar. Japon firma sözleşmeyi
imzaladıktan sonra makineleri üretip
Amerika’ya yollamışlar. Makineler indilince
1197 adet makine çıkmış. 3 adet makinenin
eksik olduğu tespit edilmiş. Tekrar tekrar
sayılan makinelerin sayısında bir değişiklik
olmamış tabiî ki. Bu arada fabrikanın önüne
bir kamyonun yanaştığı görülmüş, kargo
kamyonunda 3 adet makina varmış. 3 makinanın
kutularının üzerinde oldukça büyük afişlerle
DİKKAT BOZUK yazıyormuş.
Bu olaydan da
anlaşabileceği gibi işletmeler daima en
iyiyi ve sıfır hatayı hedeflemelidirler. Bu
hedeflemeye kısa sürede kavuşamasak bile
emin olun gelecek yıllarda sıfır hatayı
istemek normal bir durum olacaktır, yeter ki
isteyebilelim.
Japonya’dan
bahsetmişken israfa düşman gözüyle
baktıklarını da unutmamak gerekir. İsrafı
sadece hurda parça ve malzeme olarak
görmezler. Boş makinayı da israf olarak
görürler. Fazla personel, malzeme temin için
geçen süre, tamir için harcanan zaman, fazla
stok sebebiyle gereksiz kullanılan alanlar
da israf olarak görülür. 5 S modelini tüm
firmalar benimsemiştir.
-
SEIRI
Sınıflandırma-Ayıklama
-
SEITON
Düzenleme-Yerleştirme
-
SEISO Temizlik
-
SEIKETSU Standartlaşma
-
SHITSUKE
Eğitim-Disiplin
Japonlar 5 S’e devrim gözüyle bakmaktadırlar
ve uygulamada ısrar vardır.
Bu adımlarla Temiz ve düzenli bir işyerinde
daha keyifli çalışılır
Taşımadan doğan zaman kayıpları azalır
Gereksiz malzemeyi bulundurmaktan kurtulunur
Küçük alanların bile daha verimli kullanımı
sağlanır
Çalışan için iş yerini umursama ve iftihar
etme nedeni olur
Atölyelerde makinalarda kontrol kolaylaştığı
için daha iyi önleyici bakım sağlanır
Kaza ve yaralanmalar ortadan kalkar
Beraber çalışanlar arasında birlik duygusu
gelişir
Toplam üretkenlik artma eğilimi gösterir.
Ülkemizde çok yakından
tanıdığımız ve çoğu arkadaşımız, dostumuz
olan insanlardan duyduğumuz cümleleri
kurmazlar. Örnek vermek gerekirse şunları
söylemezler: Ben şirketten zengin değilim,
koskoca şirket o ödesin, Bu yaptığım şirketi
batırmaz gibi cümleleri kullanmazlar ama
ülkemizde ne yazık ki sıkça duymaktayız.
Japonya’da bilindiği
gibi ünlü markalar var ama bunlar neden bu
kadar ünlü diye düşündünüz mü hiç. Yine
bilinen çok ünlü olaylardan biri de
şöyledir: Honda firmasında çalışan
işçilerden biri yolda giderken oldukça kirli
bir hondanın yanında durur ve cebinden
çıkardığı mendille arabayı temizlemeye
çalışır. Arabanın sahibi bu olayı görünce
yanına gelir ve ne yaptığını sorar, yanıtı
oldukça düşündürücüdür işçinin, bu arabayı
ben ürettim ve kötü görünmesine gönlüm razı
olmadı der.
Ülkemizde de bazı
şeyler değişmekte ancak kalite yolculuğunun
ve eğitimin sınırı yoktur. İşletme sahipleri
bırakın çalışanlarını eğitmeyi günlük
gazetelerini bile okumamaktadırlar.
Kurumsallaşma yolunda hiçbir çaba sarf
edilmemektedir. Çaba sarf ettiğini
düşünenler ise kurumsallaşmayı tamamen kendi
dışındakilere bırakmışlardır.
Üst yöneticilerin
kendilerine yapmış oldukları lüks
ofislerinden bütün gün çıkmadan, çalışanları
hakkında yorum yapmaları veya üretim
hattındaki noksanlıklardan nasıl haberdar
olacakları ve nasıl müdahalede bulunacakları
meçhuldür. Ülkemizde üst yönetim yönetici
olmaktan memnundur. Lider olmak, zor şartlar
altında kurulmuş fabrikaları ile bütünleşmek
akıllarından geçmez. Aldıkları emri
anlayabildikleri oranda uygular ve çok
değerli zamanı kısır bir döngü içinde
tüketirler. Ülkemizin dünyadaki bütün büyük
firmalardan, ülkelerden hiçbir eksiği yoktur
aksine fazlası vardır. Görünen odur ki
firmaların en temel sorunu yönetim
sorunudur. Eğitim bu sorunun çözümü için
temeldir. Firmaların kalite bilincine sahip
olması ve kaliteyi yaşam tarzı olarak
benimsemesi de sorunların çözümünde
önemlidir.